19 Ocak 2013 Cumartesi

Aşk üzerine..


            

                AŞK DEĞERSE SANA…

Grileşen dünyamda, her gün gelip geçtiğim yollardaydım.
İnsanlar yine en ruhsuz haliyle düzeni sürdürmekteydi.
O suskun kalabalıkta ayağıma bir taş takıldı; bir tek o kırmızıydı.
Meğer aşkmış bilemedim; ben hiç aşık olmamıştım ki...
Avucuma aldığımda önce yandığımı hissettim, korktum.
Ellerimden fırlatıp attım, ardıma bile bakmadan yürüdüm, yürüdüm.

Sonra tekrar edince bu düşüşler, bu sefer kaçmaya başladım.
Ama nefes nefese köşeyi dönerken kafamı kaldırdığımda onu gördüm; aşkın bedene bürünmüş halini...
"Benden kaçmaya mı çalışıyorsun ufaklık?" diyordu, gülümsüyordu.
Sıra sende diyordu; aşkı hissetme sırası...
Ve bu emr-i vâkiye seve seve sükûnetle boyun eğdim.

O an aşka tutulmuştum, aşkın kollarında erimeye başlamıştım.
Adımlarımı artık saymaz olmuştum; bitip tükenmeyen aşkım vardı ya benim!
Aşk bana iplerimi kesmemi, özgür olmayı öğretmişti.
Hayat ecelden süregelen bir gelenekti.
Ve ben o geleneği aşka toslayınca yıkmıştım.

İnsan aşık olunca yaşadığını öğreniyordu.
Dengen sarsılıyordu, siyahlar beyaz daha sonra kırmızı oluyordu.
Aşk sana yere sımsıkı basmayı öğretiyordu ve aşka tutunmayı...
Bir gün biriktirdiğim aşkıma bakınca,
Beni aştığını gördüm, bedenimden taşar olmuştu.
Aşk mutlu anılarımın toplamıydı.
Karanlıkta saklanmış anlamsızlıkların mânâ bulmasıydı.
Ama aşk zıtlıkların da emîrîydi.
Sol yanımda kurduğu hükümdarlığı, varlığımı tepe taklak etmeye başlamıştı.

Ben sadece o diyarlarda aşkı yudumlamayı dilerken,
Taşkınlar, yıkımlar sardı yüreğimi.
Elim aşka bulanmış, o kıyılara vurmuştum.
Ne olmuştu? Aşk bana sırtını dönmüştü.
Havada asılı kalan gülüşlerim aşkın rüzgarıyla uçup gitmişti.
Aşk uç uca bağladığım ümitlerimi keser olmuştu.
Korku, eksiklik ve özlem hiçlikten doğup bedenimi sarmıştı.
Yazılmayanlar satırlara dökülmüş, divitlerde mürekkep kurumuştu.
Artık benliğim yaşamayı bile unutmuştu.
Geçtiğim kaldırımlara baktığımda adımlarımın silikleştiğini gördüm.
Gölgem bile yok oluyordu, ben yok oluyordum.

Avuçlarıma baktığımda, biriken gözyaşlarımı gördüm.
Ben yürüdükçe usul usul sızmaya, düşmeye başlamıştı.
Dönüp hayatıma baktığımda o rengarenk baloncuklar yoktu.
Daldan dala atlayan, kahkahalar atan çocuk yoktu.
Aşkına dört elle sarılan, umuda yürüyen kız yoktu.

Bir gün kapkaranlık odamda yalnızlığın dibine vurmuşken biri elini uzattı.
Islak bakışlarımı ona doğrulttuğumda ağzından cümleler dökülüverdi.
"Aşkın bir ömrü vardır ve kollarında gözlerini kapadı.
Ama aşktan öte bir hayat var, hala sana kollarını açıp bekleyip duruyor.
Ve unutma UMUT hükümdarlığını sessizce sürdüren bir padişahtır, kapıları herkese açıktır."
İşte o gün hayata tekrar gülümsedim.
Umudun elini tutup hayata yürüdüm.

Artık pencere önünde tekrar aşkı bekleyen bir kız vardı.
Her ne kadar düş kırıklığı yaşasa da,
Umuda ve yaşama dört elle sarılan bir kız...
Günün her dakikasını özenle yaşayan,
Ve hatıralarını göz ardı etmeden sevgiyle bakan bir kız...

Kalanlara 'yıkılma' diyesim var.
Ellerinde hüzün kırıklarıyla geçmişe sayanlara,
Ellerimdeki izleri tutup üzülme diyesim var.
"Aşka düşüş her kalpte elbet iz bırakır.
Ama o iz yüreğimizde bir gurur timsalidir.
Hayatı anlamaya başladığımızın dönüm noktasıdır."

Sol yanımda bir kız oturmakta,
Elinde kıpkırmızı şekeri,
Hayalinde capcanlı sevgisi ve aşkıyla...
Eğer ona iyi bakmazsam, Düşer, canı yanar biliyorum.
Ve yarınlara sözler veriyorum.
Ben bu kızı en masum haliyle yaşatacağım.

Şimdi dünyamdaki tüm kötülükleri ve hüzünleri bir balona hapsediyorum.
Sonra onu gökyüzüne bıraksın diye bu kızın eline tutuşturuyorum.


Elveda hüzün, elveda can kırıklığı...
Merhaba güzel kız, mutluluğun en saf haliyle merhaba...
Tozlu sandıklardaki örümcek ağı bağlamış aşklara elveda...
Tertemiz sayfalarda kıpkırmızı aşklara merhaba...
Umut dolu yarınlara merhaba...









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder