18 Ocak 2013 Cuma

Tadımlık Hikayelerim :)(:


GENOTİPİYLE OYNANMIŞ AŞK




Gerek biyolojik, gerekse fizyolojik yapımız bütün özelliklerimiz genlerimiz sayesinde belirlenir. Kaderimiz DNA’lar arasına şifrelenmiştir. Seçimlerimiz kişiliğimizden, kişiliğimiz genlerimizdendir. Dolayısıyla geleceğimiz ana rahmine düşer düşmez çizilmiş olur. 

Ama ya bu genlerle oynanırsa? Ya kişisel tercihimiz elimizden alınıp kobay olmaya, başkalarının emrine itaate itilirsek? Şunu da unutmamak lazım ama… Büyük işler, büyük sonuçlar doğurur. O küçücük dediğin yapı taşını hareket ettirirsen eğer, o taşlar domino taşları gibi yıkılıp başka şekiller alırlar. Ya istediğin manzarayı yakalarsın ya da taşlar üstüne yıkılır. Bu oyunda ya hep vardır ya hiç. Ya sonsuzluk vardır ya da ölüm…

“Birinden çaldığın aşk, ileride sebebin olur.
Dikkat et hırsızlık en büyük sonun olur.
Kaptırma kendini bu düzene, sonra gelir ölümün olur..”

Gecenin içinde karanlık, karanlığın içinde bir çöl… Çölün içinde kervan, kervanın içinde bir kalabalık… Kalabalığın içinde bir insan, aynı insanın içinde yanan kor bir ateş var…

Bu ateş rüzgârla birleşince yangınlar olmuş, almış götürmüş başka diyarlara... Düşmüş aşkın peşine..

“ Kum denizinde, kayıp bir yolcuyum,
Cananı çalınmış aşk sarhoşuyum,
Aşkı kasidesidir bu dilden dile dolaşan
Maşukunu yitirmiş garip bir aşukum..”

Herkes uyumuştu bir tek Safi kalmıştı ateşin başında oturuyordu. Elindeki çubukla yanan odunları korları karıştırırken, ayaklarının dibinden geçen kapkara bir böcek gördü. Bu böcek onu hatırlattı. Damira’sını… Gözleri yanan ateşe daldı. Alevler arasında o günü hatırladı.

***

“Damira! Damira bak sana bir sürprizim var.” Diyen on yaşlarındaki iki çocuk, elini kapatmış heyecanla konuşuyordu. Arkası dönük olan aynı yaşlardaki kız yüzünü döndü ve konuşmaya başladı,

“Safi, ne göstereceksin? Bak yine hamam böceğiyse bir daha konuşmam senle.” Yüzünü asmış merakla çocuğun avuçlarına bakıyordu. Safi elini açtı sonunda, yüzünde sırıtışıyla Damira’ya bakıyordu ne tepki verecek diye. Damira sevinçle boynuna atlayınca ikisi de düştü.

“Damira dur kaçıracaksın hayvanı şimdi. Bak zar zor yakaladım. Damira! Bak kaçtı yaa!” Üstleri toz içinde kaçılmış yerde duruyorlardı. Damira yüzünü asmıştı. Safi kalktı ve elini ona uzattı,

“Tamam, asma yüzünü ben yine yakalarım.” Derken yüzüne tatlı bir gülümseme yerleştirmişti. Damira, Safi’nin elini tuttu ve yine dudaklarını büzüştürerek,

“Gerçekten mi? Bak söz ver.” Sonra yavaş yavaş yürümeye başladılar.

“Ne zaman söz verdim de tutmadım?” Damira bu sözleri duyunca yüzüne bir gülümseme yerleşti sadece, hiçbir şey demedi. Safi onun gülümsemesi için her şeyi yapardı. Gözü kızın yüzüne takıldı, çaktırmadan izliyordu. Sonra gözlerini karşıdaki tepeye dikerek konuşmaya başladı,

“Anlamıyorum. Diğer kızlar çiçekler için sevinirken, bizimkisi kurbağayı kaçırdım diye ağlayacak neredeyse.” Damira ona döndü. Batan güneşin kızıllığı yüzlerine vuruyordu.

“Ne yapayım ben hayvanları, böcekleri seviyorum.” Sonra Safi gülümseyerek Damira ’ya döndü,

“Evet, sen onları kesip incelemeyi çok seversin değil mi?” Bunu duyan Damira Safi’yi kovalamaya başladı.

***

“Bekle beni aşkım, her neredeysen bekle! Seni benden alanlar kaçmak için delil arayacaklar. Aşkın Safi unutmadı, unutamaz da seni. Şu gökteki aya yeminler olsun, şu yerdeki kuma yeminler olsun. Yüce yaratıcı şahidim olsun. Seni bulacağım ve intikamını alacağım.”

Bu anılarla sabahı etti Safi. Kervanın içinde yolcu olarak gelirsem dikkat çekmem diye düşündü. Mısıra geldi ilk önce sonra kılık değiştirip Amerika’ya gitti.

GEÇMİŞ..

Safi sırf Damira hayvanları seviyor diye veteriner olmaya karar vermişti . Damira da genetik tıpta okumak istiyordu. Yıllar birbirini kovaladı. Zamanla çocuk yürekleri büyüdü ve kocaman oldu. Sıkı dostlukları tutkulu bir aşka dönüştü. Aslında en başından beri farkındaydılar ama bir adımla, aşka atılan tek hamleyle bu dostluk yön değiştirdi ve mutluluğa yelken açtı. Çok iyi hatırlıyordu Safi o günü.

Damira ’nın 17. doğum günüydü o gün. İkisi yine gizli yerlerinde tek başlarına kutluyorlardı. Küçük bir pasta alan Safi üzerine mum dikmiş üflemeden önce bir dilekte bulunmasını istemişti. Gözlerini kapattı genç kız ve üfledi. Sonra güle oynaya zaman geçirmişlerdi. Damira birden Safiye döndü ve,

“Hani hediyem? Unuttun mu yoksa?” Safi biran duraksadı ve kızın gözlerinin içine bakmaya başladı.

“Unutur muyum hiç? Asla! Bu hediyeyi alıp almamak sana kalmış.” Damira meraklı gözlerle,

“Hani ama göremiyorum hiçbir paket.” Etrafa bakıyordu. Safi eliyle kızın çenesini kaldırdı ve,

“Hediyen tam burada, gözlerime bak göreceksin.” Sonra elini tuttu kızın ve kendi kalbinin üstüne koydu,

“Kalbime dokun hissedeceksin.” Birkaç saniye durdu ve devam etti yine,

“Hediyen benim. Sana olan tertemiz aşkım Damira. Beni kabul eder misin?” aşk dolu gözlerle bakıyordu.

Damira şaşırmıştı hiçbir tepki vermedi başta ama sonra,

“Demek dilekler gerçek oluyormuş. Biraz önce seni diledim ve oldu.” Dedi gülerek. Safi ilk şaşkınlıkla söze başladı,

“Yani sen… Bu şey mi demek?”

“Evet şey demek aptal.” Damira eliyle Safinin kafasına vurdu ve ekledi,

“Ben de seni seviyorum. Ama vazgeçtin sanmıştım. Sonunda söyleyebildin yoksa yaşlanınca çok geç kalacaktık.” Sımsıkı sarıldı Safi ona. Kaç kere olduğunu hatırlamıyordu ama binlerce kez seni seviyorum diye haykırdı.

Yıllar geçmiş istedikleri bölümlere girmişlerdi. Damira çok zekiydi ve bu zekâsı hocaların ve profesörlerin gözünden kaçmamıştı. Öyle düşüncelerle yanlarına gidiyordu ki Damira az daha uğraşsa genetiğin altını üstüne getirecekti. Safiyle olan aşkları da ilk günkü gibi devam ediyordu. Son yıllarıydı evlilik planları yapıyorlardı. O yıl Amerika’ dan da hocalar gelmişti. Ortak bir proje üzerinde çalışıyorlardı. Genetik bölümüyle ve gelen yabancı öğrencilerle gece gündüz uğraşıyorlardı. Sonra bir gün bir patlama sesi duyuldu. Çalıştıkları laboratuvar havaya uçmuş herkes ölmüştü.

Safi buna inanmak istemedi kendini yerden yere attı. Onun en azından cesedini bulmadan da inanmayacaktı. Ama aylar geçmiş cesetlerin yangında yok olduğu kanısına varılmıştı. Safi içine kapanmıştı artık. Dünyası yıkılmıştı. Damira’sı gitmişti ondan. Sene sonunda yapması gereken önemli bir işi çıkmış üniversitede rektörün odasına geliyordu. Tam içeri girecekken duyduklarıyla şok oldu.

“Damira sağ salim nakledildi mi Amerika’ya?”

“Evet, efendim. Projeyi başarıyla yürütüyor.”

“Güzel. Bu ortaklık iyi oldu. Böyle bir zekanın boşa gitmesi yazık olurdu değil mi?”
Sonra kahkaha sesleri yükseldi. Safi duyduklarına inanamıyordu. Hemen kendini lavaboya attı elini yüzünü yıkadı. Hala şoktaydı. Demek hain planlarına alet etmişlerdi su damlasını. Sonra elini yumruk yapıp aynaya geçirdi.

“Damira…” dedi ve olanları öğrenmek için o adamı takip etti. Takibi ipuçlarını bir araya getirmesi yıllarını almıştı. Ve şimdi onun bulunduğu binanın tam önünde duruyordu.

***

Elindeki evrak çantasıyla binaya girdi ve birinin ismini verip görüşmesi olduğunu söyledi. Adam gelince laboratuvarda kullanmak için istedikleri hayvanların listesini uzattı.

“Ben listeyi getirdim. Anlaşma imzalandıktan sonra adrese teslim edilecek hemen.” Dedi Safi.

“Anlaştığımız gibi. Para teslimattan sonra hesabınızda olacak. Ve ne konuştuğumuzu biliyorsunuz. Eğer bizim için iyi bitmezse bu anlaşma sizin için de iyi olmaz.” Dedi karşısındaki adam. Sert bakışları delip geçiyordu. Safi,

“Evet, bunları konuştuk. Formaliteleri de halledelim artık.” Sonra imzalar atıldı ve görevliyle birlikte Safi de kamyona binip ormanlık arasındaki yere gittiler. Anlaştığı şirket hayvanlar üzerinden yasa dışı deneyler yaparak ilaçlar üreten bir şirketti. Ve öğrendiği kadarıyla da bu deneyler insanlar üzerinde de de uygulanıyordu. Ve bu deneyler çok riskli ve uzman kişiler tarafından yapılıyordu. O uzmanlar arasında Damira da vardı. O yangında onu kaçırıp buraya getirmişler ve beynini yıkamışlardı. Sonra yalanlarla dolanlarla ve tahminince tehditlerle bu pis oyuna alet etmişlerdi sevdiği kızı.

Safi gizlice içeri girdi. Uzmanların bulunduğu odaya, laboratuvara yöneldi. Köşede beklemeye başladı. Tam adım atacakken birinin geldiğini fark etti ve elindeki evraklarla normal adımlarla laboratuvara doğru yürümeye başladı. Adam onu durdurdu,

“Ne arıyorsun sen burada?”

“Anlaştığımız gibi gidip gitmediğine bakıyorum. Yetkililerden iznim var. Burada.” Diyerek evrakı gösterdi. Adam önünden çekilince yoluna devam etti. Sonra odaya girince bir kadın arkasını döndü ve ona doğru yürümeye başladı.

“Buyurun ne istemiştiniz?” Kadın yemyeşil gözleriyle ve uzun kirpikleriyle ona bakıyordu. Esmer tenine baktı Safi, sonra gözlerine. Yıllar sonra onu capcanlı görmek ruhunda tarif edilemez duygular yaratıyordu. Damira tüm varlığıyla karşısındaydı ama ne acı ki hafızası yerinde olmadığı başka bir kimliğe büründüğü için tek aşkını hatırlamıyordu. Safi ona yabancı gibi davrandı. Gerektirdiği gibi… Çok zoruna gidiyordu bu durum ama dayanmak zorundaydı. Onunla konuştuktan sonra ayrıldı.

Safi yavaş yavaş planını uyguluyordu. Kendi ülkesindeki polislerle ve Amerika’daki polislerle iş birliği yapmıştı. 1 hafta sonra sanki eksik bir şey varmış gibi tekrar geldi ve kanıtlar topladı. Onları teker teker çantasına yerleştirdi. Sonra Damiranın yanına geldi ve önemli bir şey konuşmak istediğini söyledi. Damira biraz sonra geleceğim diyerek gitti. Safi binanın bir köşesinde onu bekliyordu gerçekleri anlatacaktı. O gelince en baştan anlatmaya başladı. Damira şaşırmıştı,

“Bu anlattıkların hiç mantıklı değil. Olamaz yani olmamalı. Benim burada bir görevim var tıp için çalışıyorum insanlara yardım ediyorum.” Korkuyla bakıyordu.

“İnanmalısın bana. Gözlerime bak yalan söylüyorlar mı hiç. Bir zamanlar aşkla bakardın bu gözlere ama o adi adamlar seni benden aldı.” Safi Damiraya yaklaşmıştı. Elini tuttu ve hiç kırpmadan gözlerine bakmaya başladı. Damira bir an gülümsedi ve,

“Safi!” dedi. Safi onu hatırladığını anlayınca sarıldı ona. Tüm planlarını anlattı. Binaya patlayıcı yerleştirdiklerini sadece ana binada olduğunu ve diğerlerine bir zarar gelmeyeceğini söyledi. Polis dışarıda bekliyordu sonra müdahale için. Damiraya son işi halletmek için gideceğini söyledi. Arkasını döndü ve adım atacağı sırada başında bir acı hissetti. Sonra gözleri karardı ve yere yığıldı.

Yerde yatan Safiye baktı Damira,

“Benim burası için çalıştığımı unuttun Safi. Hafızasını kaybettiğini iddia ettiğin birisine tüm gerçekleri anlatmamalısın. Yoksa sonun olur.” Elindeki silahı Safiye doğru tuttu ve sonra bir ses duyuldu. Bomba patlamıştı. Tüm güvenlik ekipleri koşturmaya başladı. Yangın giderek yayılmaya ve etrafı sarmaya başladı. Safi ve Damira ana binaya çok yakındı. Tahta merdiven altında duruyorlardı ve yanan tahtalar üstlerine yıkıldı.

Saatler sonra yangın durdurulmuş o şaşkınlıkla çete yakalanmıştı. Şehir merkezindeki binaya da baskın yapılmış tüm suçlular yakalanmıştı. Büyük patronlar ülkeyi sınır dışı etmeye çalışırken yetkili polisler tarafından köşeye kıstırılmışlardı.

Safi gözlerini hastanede açtı. Aklında kalanlarla yanına gelen polis memurlarına olanları sordu. Damiraya ne olduğunu merak ediyordu. Memurlar kendisini binanın dışında bulduklarını ve ucuz kurtulduğunu söylediler. Safi ölen uzmanların ve suçluların listesini istedi. Sağ yakalananlarınkini de… Memurlar listeyi verdiler ama içinde Damiranın adı yoktu. Biliyordu onu kaçıranlar adını değiştirmemişti. Ona Damira diye seslendiklerini de kulaklarıyla duymuştu. Onlarca defa baktı listeye ama yok bir türlü yok. Memurlardan biri birkaç cesedin yangında tanınmaz hale geldiğini ve dışarı çıkan kimseyi de görmediklerini söylediler.

Safi tekrar yıkıldı. Onca çabası boşa gitmişti. Hepsi o adamların suçuydu. Aşkıyla oynamışlardı. Aşkının kimyasını değiştirmişler onu Safiden almışlardı. Şimdi de yok etmişlerdi. Safi boş gözlerle baktı kağıda hiçbir yarasnı hissetmiyordu kalbindekinden başka. Memurlar dışarı çıkınca o da sessizce çıktı hastaneden. Bahçede yavaş yavaş, boş boş yürümeye başladı. Çekip gidecekti buradan. Neyi kalmıştı ki? Her şeyi yok olmuştu. Üstelik Damira ona olan aşkını da hafızasından kazımıştı. Kazımışlardı. Sonra bedeni ağır geldi yığıldı oracıkta. Hala bahçedeydi. Hareket edemiyordu. Dizlerinin üzerinde duruyor ağlıyordu. Göz yaşlarına hakim olamadı. Ciğeri yanıyordu. Ama birden omuzunda bir el hissetti. Arkasını dönünce onu gördü.

“Damira?” dedi. Acaba hayali mi gelmişti?

“Beni bırakıp nereye gidiyorsun?” diye gülümsedi Damira.

“Ama sen? Sen ölmemiş miydin? Hem sen bana eskisi gibi bakıyorsun. Sen. Sen hatırlıyorsun.” Ayağa kalktı ve Damiraya dokundu. Yüzünde ellerini gezdirdi.

“Gerçeksin?” dedi.

“Tabiki de gerçeğim aptal. Hala değişmemişsin. Hala gerçekleri göremiyorsun.” dedi. Hasretle bakıyorlardı birbirlerine. Sonra gözlerden yaşlar süzüldü ve sıkı sıkı sarıldılar birbirlerine.

“Damira!”
“Safi!”

Özlemlerini giderdikten sonra hastaneye döndüler. Safi olanları merak ediyordu ve neler olup bittiğini sordu. Damira anlattı ne olduğunu.

Onu kaçırdıktan sonra hafızasını silmişler başka bir kimliğe büründürmüşlerdi. Ama onun ne kadar akıllı olduğunu unutmuşlardı. Ona yaptığı bir deney sonunda hafızasını kaybettiğini anlatmışlar kendisinin ilaçlar üzerinde ve genler üzerinde çalışan bir uzman olduğunu ve daha nice yalan dolanla kandırmışlardı. Zamanla bu yaşamında boşluklar olduğunu fark etti. Ve araştırıp gerçekleri öğrendi kendince planlar kurarak polisle iş birliğine girdiğini anlattı. Sonra çeşitli ilaçlarla sildikleri hafızasını başkalarının da yardımıyla geri getirdi. Bunları hızlı anlatmıştı ama yıllarını almıştı. Çeteyi çökertmek için o da yardımcı oluyordu. Ve Safiye onu ne kadar özlediğini söyledi. Üzülerek ilk karşılaştıklarında onu aslında hatırladığını gerçekleri anlatmamak ve sarılmamak için kendini zor tuttuğundan bahsetti.

Safi o çetenin içinde polise yardımcı olanların olduğunu biliyordu ama bunların arasında Damiranın da bulunacağı aklının ucundan bile geçmezdi. Damira Safi ona gerçekleri anlattığında onu kandırmak zorunda olduğunu ona sarılırken arkada çete elemanlarının birinin kendilerini gördüğünü söyledi. Eğer onu bayıltmasaydı belki ikisi de ölebilirdi. Elindeki silahı da göstermelik olarak tutmuştu çünkü planlarına çok yaklaştıklarını biliyordu.

Demek Safi o listede o yüzden onu göremedi. Şimdi her şey yerine oturmuştu. Meğer diğer yarısı da ona kavuşmak için çaba harcıyormuş. Onun hasretiyle yanıp onu bekliyormuş. Her şey düzene girmiş hastaneden çıkmışlardı. Kendi ülkelerine dönmüşlerdi. Yapacak tek bir işleri kalmıştı artık. Evlenmek…

Umulmadık dönüşümlere yol açıyor aşk… Aşka gidişler, aşktan dönüşler… Sen aşkına ulaşmak için yola çıkarsın ama o yol kimilerinin de yoludur. Sen attığın adımlarla başka kapıları da açarsın. Aşk işte… Kime varacağı neye varacağı belli olmuyor. Ama dönüyorsa bir tek sevdiğine… İşte o zaman çekilesi dikenli yollar nurlanıyor tez varıyor aşkına… 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder